Anayasa Mahkemesi 20.06.2023 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 23.03.2023 tarihli kararında, somut olayda Rekabet Kurul’unca (¨Kurul¨) yapılan yerinde inceleme bakımından Anayasa’nın 21. maddesinde güvence altına alınan konut dokunulmazlığı hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. AYM kararında, söz konusu ihlalin sebebinin 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun (¨RKHK¨) ile tanınan yerinde inceleme yetkisinin Anayasa’nın 21. maddesinin birinci fıkrasında öngörülen güvencelere uygun olmaması olduğuna karar verilmiştir.
- Olay Özeti
Rekabet Kurulu, otomotiv pazarında faaliyet gösteren başvurucunun da aralarında bulunduğu bazı müteşebbislerin RKHK hükümlerini ihlal edip etmediklerinin tespiti amacıyla ön araştırma yapılmasına karar vermiştir. Bu karara istinaden ön araştırma yapmak üzere yetkilendirilen rekabet uzmanları, başvurucunun adresinde yerinde inceleme yapmıştır. Yapılan incelemede şirket personelinin bilgisayarından temin edilen elektronik postalardan oluşan belgeler teslim alınmıştır. Ön araştırma neticesinde tanzim edilen raporda soruşturma açılması önerisinde bulunulmuş ve Kurul başvurucunun da aralarında bulunduğu teşebbüsler hakkında soruşturma açılmasına karar vermiştir.
Kurul raportörlerince yapılan soruşturma neticesinde hazırlanan raporda başvurucunun da aralarında bulunduğu müteşebbisler tarafından RKHK 4. Maddesinin ihlal edildiği sonucuna varılmış ve söz konusu teşebbüslere idari para cezası uygulanması önerilmiştir. Kurul, başvurucu hakkında idari para cezası uygulanmasına karar vermiştir.
Başvurucu, bu karar üzerine idari para cezası ile cezanın dayanağı olan yönetmeliğin iptali istemiyle dava açmışsa da Danıştay 13. Dairesi’nce davanın reddine karar verilmiştir. Bu karara istinaden başvurucu temyiz kanun yoluna başvurmuş ancak Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nca daire kararı onanmıştır.
Bu karar akabinde başvurucu, birtakım haklarının ihlal edildiği iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuştur.
- Başvuruya Konu İddialar
Başvurucu özetle;
- ⁃ İşyerinde incelemenin kanuna aykırı olduğu, dolayısıyla konut dokunulmazlığı hakkının ihlal edildiği,
- ⁃ Rekabeti kısıtlayıcı davranışlarda bulunulduğu gerekçesiyle idari para cezası uygulandığı, bu nedenle mülkiyet hakkının ihlal edildiği,
- ⁃ Cezanın miktarının tayininde diğer müteşebbislerin ihracat cirolarının dikkate alınmadığı, ancak başvurucunun ihracat cirolarının da hesaba katıldığı ve bu nedenle ayrımcılık yasağının ihlal edildiği,
- ⁃ Aynı fiilin ikinci kez soruşturma konusu edildiği, dolayısıyla yeniden yargılanmama ve cezalandırılmama ilkesinin ihlal edildiği,
- ⁃ Yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği,
- ⁃ Yargılama devam ederken yürürlüğe giren kanunla karar düzeltme aşamasının kaldırıldığı, bu nedenle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği,
Şeklinde birtakım hak ve ilkelerin ihlal edildiğini iddia etmiştir.
- AYM İncelemesi ve Gerekçeler
- Konut Dokunulmazlığı Hakkının İhlal Edildiği İddiası Bakımından
AYM kararında, Anayasa’nın “Konut dokunulmazlığı” kenar başlıklı 21. maddesine atıf yapılarak başvurucunun konut dokunulmazlığının ihlal edildiğine ilişkin iddialarının kabul edilebilir nitelikte olduğu ifade edilmiştir.
İlgili madde şu şekildedir:
“Kimsenin konutuna dokunulamaz. Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin konutuna girilemez, arama yapılamaz ve buradaki eşyaya el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmi dörtsaat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, el koyma kendiliğinden kalkar.”
AYM yapmış olduğu değerlendirmede ¨konut¨ kavramının genellikle özel yaşamın ve aile yaşamının geliştiği maddi olarak belirlenmiş yer olarak tanımlandığını, konut kavramının işyerlerini de kapsadığını; bu bağlamda bir kişinin mesleğini sürdürdüğü bürosunun, özel bir kişinin işlettiği şirketin faaliyetlerinin yürütüldüğü kayıtlı merkezinin, tüzel kişilerin kayıtlı merkezlerinin, şubelerinin ve diğer işyerlerinin de bu kapsamda değerlendirilebileceğini ifade etmiştir. Bununla birlikte karar metninde işyerlerinin mahrem bir unsur içermeyen, herkese açık, aleni alanlarının konut kavramı kapsamında görülmeyebileceği de belirtilmiştir.
Yapılan değerlendirmede RKHK 15. maddesinde sayılan yetkiler dikkate alındığında yerinde incelemenin teşebbüsün yönetim işlerini yürüttüğü merkez, şube ve tesislerinde yapılan bir faaliyet olduğunun anlaşıldığı, teşebbüslerin yönetim işlerinin yürütüldüğü kısımlar ile çalışma odaları gibi herkesin serbestçe giremediği alanların konut sayılacağı hususunda tereddüt bulunmadığı ifade edilmiştir.
Kararda, somut olaya konu incelemenin rekabet uzmanlarınca başvurucunun işyerinde RKHK 15. maddesi uyarınca yapıldığı, anılan maddede bahsi geçen yerinde incelemenin, Kurul yetkililerinin teşebbüslerin veya teşebbüs birliklerinin işyerlerine giderek mahallinde inceleme yapmasını ifade ettiği, bu kapsamda Kurul yetkilileri teşebbüsün defterlerini, fiziki ve elektronik ortam ile bilişim sistemlerinde tutulan her türlü verilerini ve belgelerini inceleyebileceği, bunların kopyalarını ve fiziki örneklerini alabileceği, belirli konularda yazılı veya sözlü açıklama isteyebileceği, teşebbüslerin her türlü mal varlığına ilişkin mahallinde incelemeler yapabileceği ifade edilmiştir. Ancak yukarıda da belirtildiği üzere kararda teşebbüslerin yönetim işlerinin yürütüldüğü kısımlar ile çalışma odaları gibi herkesin serbestçe giremediği alanların konut sayılacağı hususunda tereddüt bulunmadığı vurgulanmış olup, şirket yetkililerinin bilgisayarlarından belge temin edildiği hususu da göz önünde bulundurularak başvurucunun işyerinde yapılan incelemenin konut dokunulmazlığı hakkına müdahale teşkil ettiği ifade sonucuna varılmıştır.
- 4054 Sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 15. Maddesi Bakımından Anayasa İhlali ve İhlal Sebepleri
Kararın devamında Anayasa’nın 21. maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesine atıf yapılmış, usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça kimsenin konutuna girilemeyeceği, konutunda arama yapılamayacağı, buradaki eşyaya el konulamayacağı, gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde ise doğrudan hâkim kararı yerine kanunla yetkili kılınmış mercinin yazılı emrinin yeterli görülebileceği belirtilmiştir.
Bu minvalde başvurucunun yerinde incelemeye yönelik herhangi bir engelleme girişimi olmaması sebebiyle hâkim kararına gerek duyulmadan başvurucunun işyerinde yerinde inceleme yapıldığı somut olay bakımından 4054 sayılı Kanun’un 15. maddesini değerlendiren AYM, söz konusu 15. maddeye göre yerinde incelemenin Kurul kararıyla yapılabileceğinin anlaşıldığını, ancak Kurulun emriyle yerinde inceleme yapılabilmesini gecikmesinde sakınca bulunan hâllerle sınırlı kılmayan düzenlemenin Anayasa’nın 21. maddesine uygun olmadığı kanaatine varmıştır.
Kararda, RKHK 15. maddesine uygun olduğu anlaşılan bu uygulamanın Anayasa’nın 21. maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesindeki güvenceyi ihlal ettiğinin açık olduğu belirtilmiş, ihlalin RKHK ilgili hükümlerinde yer verilen yerinde inceleme yetkisinin Anayasa’nın 21. maddesinin birinci fıkrasındaki güvencelere uygun olarak düzenlenmemesinden kaynaklandığı ifade edilmiştir.
- Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiği İddiası Bakımından
Anayasa Mahkemesi, başvurucunun mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiaları hakkında yapmış olduğu değerlendirmede, idari para cezası uygulanmasının başvurucunun mal varlığında eksilmeye yol açacağının kuşkusuz olması sebebi ile bu paranın başvurucu açısından mülk teşkil ettiği, bu minvalde somut olayda RKHK 4. maddesini ihlal ettiği gerekçesiyle başvurucu hakkında idari para cezası uygulanmasının mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiğinin açık olduğunu belirtmiştir. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkının sınırsız bir hak olarak düzenlenmediğini belirten AYM, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlandırılabileceğinin öngörüldüğünü; dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin Anayasa’ya uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerektiğini ifade etmiştir.
AYM yapmış olduğu değerlendirmede; başvurucuya uygulanan cezanın erişilebilir, belirli ve öngörülebilir bir kanuna dayandığı ve müdahalenin kanuni dayağının mevcut olduğu, başvurucuya uygulanan idari para cezasının dayanağı olan kanuni düzenlemelerle rekabetin korunmasının amaçlandığı, rekabeti bozma potansiyeli bulunan fiyat stratejisine ilişkin bilginin paylaşılmasının yaptırıma maruz bırakılmasının rekabetin korunması amacına ulaşılması için elverişli olduğu, tüketicinin ve rekabetin korunmasındaki kamusal yararın ağırlığı gözetildiğinde rekabeti kısıtlayıcı anlaşmaya iştirak ettiği tespit edilen başvurucuya 2010 yılı safi gelirinin binde dokuzu oranında idari para cezası uygulanarak mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin başvurucuya aşırı külfet yüklemediği ve cezanın kamu yararı ile bireysel yarar arasında olması gereken adil dengeyi bozmadığı kanaatine varıldığı ifade etmiş ve açıklanan bu nedenlerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir.
- Ayrımcılık Yasağının İhlal Edildiği İddiası Bakımından
AYM, ayrımcılık yasağının ihlal edildiği iddiası bakımından yapmış olduğu değerlendirmede, RKHK 16. maddesinin üçüncü fıkrası dikkatli bir biçimde incelendiğinde uygulanacak cezanın belirlenmesinde “yıllık gayrisafi gelir”in esas alınmasının öngörüldüğü, dolayısıyla ceza uygulanan müteşebbislerin gayrisafi gelir türleri arasında bir ayrımın yapılmadığı, ayrıca diğer müteşebbislerin ceza matrahında yurt dışı gelirlerinin yer almasının tek nedeninin yurt dışı gelirlerinin bulunmaması olduğu ifadelerine yer verilmiştir.
AYM, açıklanan gerekçelerle mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak ayrımcılık yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
- Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası Bakımından
AYM, başvurucunun adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiası bakımından yapmış olduğu değerlendirmede; somut olayda ikinci soruşturmanın önceki soruşturma sırasında mevcut olmayan iki yeni delile dayanılarak başlatıldığının anlaşıldığı, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan aynı fiil nedeniyle yeniden yargılanmama ve cezalandırılmama ilkesinin daha önce beraat ile sonuçlanan bir fiille ilgili olarak yeni bir delil elde edilmesi hâlinde yeniden soruşturma başlatılmasına engel teşkil etmediği, yeni bir delilin elde edilmesi üzerine soruşturma başlatılmasının mükerrer yargılanma ve soruşturma yasağının istisnası olarak kabul edildiği, dolayısıyla özel tüketim vergisi indiriminden sonraki dönemin yeniden soruşturmaya konu edilmesinin aynı fiil nedeniyle yeniden yargılanmama ve cezalandırılmama ilkesinin istisnalarından olan yeni delil bulunması sebebine dayandığının anlaşıldığı belirtilmiştir.
AYM, açıklanan bu nedenlere dayalı olarak Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan aynı fiil nedeniyle yeniden yargılanmama ve cezalandırılmama ilkesinin ihlal edilmediğine karar vermiştir.
- Mahkemeye Erişim Hakkının İhlal Edildiği İddiası Bakımından
AYM kararında, mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiası bakımından mahkemeye erişim hakkının, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsuru olduğu, idari yargılama usulündeki karar düzeltme kanun yolu mekanizmasının hukuki varlığı 6545 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 28/6/2014 tarihi itibarıyla sona ermiş olduğu, ancak mahkemeye erişim hakkının bir mahkeme kararına karşı kanun yoluna müracaat edilmesini garanti altına almadığı gözetildiğinde Türk idari yargılama usulünde karar düzeltme yolunun kaldırılmış olmasının ve bunun derdest olan yargılamalarda da cari kılınmasının mahkemeye erişim hakkına müdahale teşkil eden bir yönünün bulunmadığı ifade edilmiş ve başvurucunun mahkemeye erişim hakkına müdahale mevcut olmadığından başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması sebebiyle kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.
- Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası Bakımından
AYM kararında, başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiası bakımından; ceza yargılamasının süresi tespit edilirken sürenin başlangıç tarihi olarak bir kişiye suç işlediği iddiasının yetkili makamlar tarafından bildirildiği veya kişinin isnattan ilk olarak etkilendiği arama ve gözaltı gibi birtakım tedbirlerin uygulandığı tarihin; sürenin sona erdiği tarih olarak ise suç isnadına ilişkin nihai kararın verildiği, yargılaması devam eden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetle ilgili kararını verdiği tarihin esas alınacağı ifade edilmiş ve somut olayda başvurucu hakkında ikinci ön araştırma sürecinin başlatıldığı 24/6/2009 tarihi ile idari yargı sürecinin kesinleştiği 20/5/2019 tarihi arasında geçen 9 yıl 10 ay 26 günlük sürenin makul olmadığı sonucuna varıldığı belirtilmiştir.
AYM kararında, konut dokunulmazlığı hakkıyla ilgili olarak tespit edilen ihlalin yargılamanın sonucundan bağımsız olması sebebiyle yeniden yargılamaya hükmedilmesinde hukuki yarar bulunmadığı, bununla birlikte benzer yeni ihlallerin önüne geçilebilmesi için ihlale yol açan kanun hükmünün gözden geçirilmesi konusunda ise takdir yetkisi yasama organına ait olduğunu belirterek karar metninde değinilen anayasal ilkeler dikkate alınarak düzenleme yapılması ve benzeri ihlallerin önüne geçilmesi bakımından kararın bir örneğinin bilgi ve takdiri için yasama organına gönderilmesi gerektiğini belirtmiştir.
- Sonuç
Anayasa Mahkemesi’nin yukarıda yer verilen kararı ışığında, başvuruya konu somut olayda yerinde inceleme rekabet hukuku mevzuatına uygun olarak gerçekleştirilmiş olmakla birlikte, 4054 sayılı Kanun’un ilgili hükmünün Anayasa’ya uygun olmadığı sonucuna varılmıştır. u çerçevede, Anayasa Mahkemesi’nin RKHK’nın ilgili hükmünün gözden geçirilmesi için kararın yasama organına tebliğ edilmesi gerektiğine hükmettiği dikkate alındığında, konunun önümüzdeki dönemde daha büyük önem arz edeceği anlaşılmaktadır.
İlgili AYM kararının tam metnine buradan ulaşabilirsiniz.