Malpraktis; “hekimliğin kötü uygulanması”, “tıbbi kötü uygulama”, “uygulama hatası”, “tıpta yanlış uygulama”, gibi çeşitli kavramlarla isimlendirilmekle birlikte en geniş olarak kabul gören ve kullanılan kavram “tıbbi hata”dır.
Malpraktis, sağlık mesleği mensuplarının faaliyetlerinin icrası esnasında vuku bulan ve zarara yol açan hatalı, kusurlu hareketleri olarak ifade edilmektedir. Ancak oldukça kapsamlı bir kavram olması sebebi ile tıbbi malpraktisin farklı tanımları mevcuttur. Örneğin malpraktis, Türk Tabipler Birliği Hekimlik Meslek Etiği Kuralları’nın 13. Maddesinde:
“Bilgisizlik, deneyimsizlik ya da ilgisizlik nedeniyle bir hastanın zarar görmesi “hekimliğin kötü uygulaması” anlamına gelir.”
Şeklinde tanımlanmıştır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2017 tarihli bir kararında ise malpraktis; doktorun, tıbbi müdahale sırasında; standart uygulamayı yapmaması, bilgi, beceri veya deneyim eksikliği ile yanlış ya da eksik teşhis veya tedavide bulunması, gerektiği ölçüde ilgi ve itina göstermemesi veya hastaya gereken tedaviyi vermemesi neticesinde tehlike ve zarar oluşturan eylemler olarak ifade edilmiştir. (Yargıtay CGK 16.05.2017, 271/278.)
Bu tanımlardan anlaşılacağı üzere malpraktis, salt hekim kusurundan kaynaklı olarak ortaya çıkmamaktadır. Malpraktis, hekimin kişisel kusurunun yanı sıra olumsuz çalışma koşulları, kullanılan tıbbi cihazların ve/veya ekibin yetersizliği gibi birçok farklı etkene bağlı olarak ortaya çıkabilmektedir. Dolayısıyla malpraktis bakımından kusur tespitinde bu faktörlerin göz önünde bulundurulması zorunluluk arz etmektedir.
Malpraktisin Ortaya Çıktığı Haller
Hatalı tıbbi uygulamayı ifade eden malpraktis, içerisinde barındırdığı “hata” kavramı ceza hukuku kapsamında “taksir”i çağrıştırsa da tıbbi hataların kasta da dayanabileceği açıktır. Tıp biliminin doğası gereği sağlık mesleği mensuplarından beklenen tedavi ve iyileştirme amacı ile birtakım eylemlerde bulunmakta olup, bu kişilerin ihmali veya icrai davranışlarla hastanın vücut bütünlüğüne zarar vermesi veya sağlığını herhangi bir şekilde tehlikeye sokması hayatın olağan akışına aykırıdır.
Teşhis Hatası
Teşhis, hasta üzerinde yapılan birtakım tetkik ve muayeneler neticesinde hastalığın tanımlanması işlemini ifade etmektedir. Takdir edileceği üzere hastanın hekimden ilk beklentisi, hastalığın teşhisini doğru koyması olacaktır. Bu hedef doğrultusunda hastanın rahatsızlığı ve şikayetleri dikkate alınarak yeterli muayene yapılmalı, muayene neticesinde elde edilen bulgulara göre yapılması gereken tetkikler varsa bu tetkikler de eksiksiz yapılmalıdır. Aksi durumda eksik araştırma sebebi ile kusurlu bir davranış ortaya çıkacaktır.
Yeterli tetkik ve araştırma neticesinde elde edilen bulguların değerlendirilmesinde ilgili sağlık mesleği mensubunun dikkat ve özen yükümlülüğüne uygun hareket etmesi gerekmektedir. Ayrıca bu işlemlerin her aşamasında hastanın bilgilendirilmesi gereklidir.
Teşhis hatalarının hastaların güvenliğini tehdit ettiği ve malpraktis davalarının genelinde teşhis hatalarının yer aldığı görülmektedir. Kasıtlı yahut ihmali davranışlar neticesinde teşhiste yanılgıya düşülmesi telafisi imkânsız zararlara sebebiyet verebilmektedir.
Öğretide hekimin teşhiste başarılı olmak gibi bit yükümlülüğünün bulunmadığı, her teşhis hatasının mutlaka bir tedavi kusuru olarak nitelendirilemeyeceği, ancak hekimin uzmanlığının ve hastalığın gerektirdiği şekilde hareket etmekle de yükümlü olduğu ifade edilmektedir.
Hastanın öyküsünün yetersiz alınması, ön muayenenin eksik yapılması, teşhise yönelik gerekli tetkiklerin yapılmaması gibi durumlar teşhis hatasına sebebiyet verebilmektedir.
Tedavi ve Tedavi Sonrası Hata
Hekimin tıbbi müdahale ile ilgili mutlak başarı garantisi vermesi mümkün değildir. Dolayısıyla her başarısız tedavi hekimin sorumluluğuna sebebiyet vermez. Tedavi kusuru; uzman hekim standartlarına aykırı olan, tıp biliminin verilerine göre gereken özenin gösterilmediği her türlü tıbbi müdahaleyi ifade etmektedir.
Tıbbi müdahale sonrasındaki yetersiz kontrollerin de zararlara yol açtığı ve hekimlerin sorumluluğuna sebebiyet verdiği görülmektedir. Zira tıbbi müdahale bakımından özen yükümlülüğü yalnızca tedavi aşaması için geçerli olmayıp, tedavi sonrasını da kapsamaktadır. Tedavi sonrasına ilişkin gerekli tavsiye ve uyarıların yapılması, tedavi sonrası hastanın kontrole çağrılması ve benzeri yükümlülükler bakımından da özen yükümlülüğü bulunmaktadır.
Tedavi Hizmetinin Organizasyonuna İlişkin Hata
Yataklı tedavi kurumlarının süratli, ekonomik, kaliteli ve uygun hizmet verebilmesi adına sahip olması gereken hususlar Yataklı Tedavi Kurumları İşletme Yönetmeliği’nde ve Hususi Hastaneler Kanunu’nda belirtilmiştir.
Sağlık kurum ve/veya kuruluşlarında hastalara verilen yiyecek ve içeceklerin steril olması, personeller arasında yetkilendirme ve faaliyet alanlarının açık biçimde belirli olması, gerekli güvenlik tedbirlerinin alınması, tıbbi araç ve gereçlerin sağlam ve her zaman kullanıma elverişli olması ve benzeri yükümlülüklerin ihlal edilmesi halinde organizasyon kusurunun varlığından söz edilebilecektir.
Tedaviden Kaçınma veya Tedavinin Geciktirilmesi
Hukuk sistemimizde hekimlerin tıbbi yardım yükümlülüğün bulunduğu kabul edilmekte olup, istisnai haller haricinde hekimin tıbbi müdahalede bulunmaması ya da geç bulunması hekimin sorumluluğuna sebebiyet verebilecektir. Nitekim Yargıtay da hekimin, hastanın zarar görmemesi adına en uygun tedavi yöntemini belirlemek ve uygulamak zorunda olduğunu kabul etmektedir.
Hekimlerin tedaviden kaçınması her durumda hukuki veya cezai sorumluluğu gündeme getirmemektedir. Mevzuatta hekimlere belirli koşulların varlığı durumunda hizmetten çekilme hakkı tanınmıştır. Hekimlik Meslek Etiği Kuralları 25. Maddesinde hekimlerin ancak tıbbi bilgilerinin gerektiği gibi uygulanamayacağı durumlarda veya hastanın başka bir hekime başvurmasının mümkün olduğu durumlarda tedaviyi üstlenmeme veya yarım bırakma hakkına sahip olduğu ifade edilmiştir. Maddenin devamında bu koşullarda tedaviyi bırakacak hekimin, bu durumu ve hastanın sağlığının tehlikeye düşmeyeceğini hastaya veya yakınlarına anlatması ve onları tıbbi yardımla ilgili başka olanaklar konusunda bilgilendirmesi gerektiği belirtilmiştir. Ayrıca hekimin, tedaviyi üstlenen meslektaşına hasta hakkındaki tüm bilgileri aktarmakla yükümlü olduğu da hüküm altına alınmıştır.
Bunlara ek olarak Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi 18. Maddesinde hekimlerin; acil yardım, resmi veya insani vazifenin ifası halleri hariç olmak üzere mesleki veya şahsi sebeplerle hastaya bakmayı reddedebileceği hüküm altına alınmıştır. Hekimin bahsi geçen hususlara aykırı biçimde tedavi etmeme yahut tedaviyi geciktirme eylemi hukuki sorumluluğunu gündeme getirebilecektir.